January 2012
2 posts
hayatın kaşarı
“biz yaşamanın piçi olduk; insanların taksicisi” diye laf duydum bugün. ona bakarsan tıraş da oldum bugün; hepsini anlatmıyorum. aradan kaydadeğer olanları alıp aktarıyorum. kim neyi bekliyor, onu anlıyorum; biliyorum canım ben o ne kurnaz. gerçeklerin arasına cin biber koyup yiyorum ben kahvaltıda. çay diye taş demliyorum, oturmadan içiyorum. hey yavrum hey. yavrum dedim de, iki yarım...
Jan 15th
1 note
skyrim böyle hayatı
yeni aldığım the elder scrolls v - skyrim oyununda bir hevesle ilerlemeye, daha doğrusu konuyu çözmeye çalışıyorum. oyunun bir bölümünde, ekip olarak daldığımız bir dragonu, ben kaleye tırmanmaya çalışırken indirmişler. hayvanı inceledikten sonra kaleye dönüp karaktelimle krala: “ben öldürdüm kralım” diyebildim. normal hayatta yapamam şunu; ödüller, başarımı kıskanmalar, bir anda...
Jan 2nd
2 notes
December 2011
2 posts
mah soon mah posible
sen kucağımda, tüm masumiyetin de senin kucağında yatıyorken, o muazzam, güneşin bile parlaklığından utanacağı, tüm renklerin, seninkilerin rengini gördüğünde renklerine kepenk çekeceği saçlarına ayaklarımı “ayaklarım taraklı, ehe” diyerek daldırmasaydım iyiydi. ben olsam ben de basardım tokadı; evlat olsa çekilmez o çile. hele heyecan yapıp sana durumu çaktırmamak için “tarağa...
Dec 10th
1 note
ben hep senin için dövüşürdüm
yanımızdan geçen johnny depp’i gül satan çingene sanıp “abim git, bu kız halamın kızı” dediğim günü hiç unutmam. elindeki gülün sebebini de hala anlamış değilim zaten. o yolda yürürken geçen dondurma kamyonları ne bileyim, kaykaylı çocuklar neyim hepsi batının uydurmasıydı sanki. sana gelince bebeğim, sen orada açan bir çiçek gibiydin. sanki hepimizin nutku tutulmuş sana...
Dec 4th
5 notes
November 2011
2 posts
Nov 11th
39,734 notes
her şey tekrar ediyor...
her şey tekrar ediyor… her şey tekrar ediyor… her şey tekrar ediyor… her şey tekrar ediyor… her şey tekrar ediyor… her şey tekrar ediyor… her şey tekrar ediyor… her şey tekrar ediyor… her şey tekrar ediyor… her şey tekrar ediyor… her şey tekrar ediyor… her şey tekrar ediyor… her şey tekrar ediyor… her şey tekrar...
Nov 4th
7 notes
October 2011
4 posts
kelepir ticaret malı ilanıdır
ilandır: orta yaşı aşkın kesime hitaben, dizilerden esinlenip üretilen eşya akımına dahil olmak kapsamında, kuyumculara sipariş ettiğim “ceyyar yüzüğü”, halıcılara sipariş ettiğim “nejat uygur’un basılmamış halısı” ve işinin üstadı, torna tezgahının efendisi olarak adlandırabileceğimiz zat-ı muhterem bir şahsın elinden çıkma, zeyna’nın o muhteşem...
Oct 26th
6 notes
vpills'e cevabımdır
merhaba sayın yetkili, sosyal medya uzmanlarınızın düzenli olarak, naçizane bana gönderdiği penis büyütücü ilaç reklamlarınızın yine naçizane zihnimde hiçbir mana kazanmadığını size söylemek istedim. şayet yalnız bir birey olarak tam olarak neyi hedeflediğinizi anlayamadım; dev bir penise sahip olup, iki bira içtikten sonra dev çüküme sarılıp ağlamamı mı ima etmeye çalışıyorsunuz? “sen çare...
Oct 16th
3 notes
farklı olalım derken, yani..
insanlar bir araya gelip çağın icatlarını, süper yapılı bilgisayarları, ne bileyim görsel destekli işletim sistemlerini neyim oluştururken, dikkat ediyorum da biz ancak hesap oluşturuyoruz. evet hesap, ne olacağıdı bedava mı yedirip içirecekti? bir de bacamız iyi çalışıyor şimdi, laf söyletmem! zaten ben steve jobs olsam, dükkanı kendim acacağım, bereketli olsun diye diye talebi karşılayamaz...
Oct 10th
1 note
mesela
kalbimi seninle bastım, resmen suç üstü oldu; gözlerime inanamadım, daha çok yüreğimin sesini dinlerim. yabancı filmlerdeki marjinal ajanlara özendim bir kere, iç gidenlerimi dinliyorum; giden değildi başka bir şeydi sanki, neyse. ne diyordum; kendimi seninle bastım, içine kalmak istiyorum. laf olmadan bir çaresine bakalım, başka bir şey olduralım; aşk olsun canım yaa.
Oct 7th
1 note
September 2011
4 posts
ilk gülüşte aşk
diş taşlarımı dünyanın en güzel yarım adası olarak gördüğüm ağzının salyasında sektirmek istedim, utandım da bu isteğimden. dişlerin o kadar güzel ki, seyretmesi yani; korumak için kepenk yaptırmış sanki bu eserin mimarı. ne vakit aklımda görsem, obama’nın beyaz sarayı oraya taşıyacağından korkardım, ağlardım. üstada saygım sonsuz ama, hem atilla hem de ilhan olunca iki enişte gibi, sanki...
Sep 24th
1 note
mansur ark
mansur ark bir ninjaydı ve her ninja gibi kaybolma numarasını yaptı; fakat yeşil kuşakta olduğu için, nasıl dönülecek gösteren olmamış. şimdi ninjalar ve ünlüler aleminde sıkışmış durumda. yani türk müziğinin arasına mansur ark sıkışmış, anladın sen onu.
Sep 10th
4 notes
boşdüşün adamı
pazar günleri iş olmayınca boş düşünmeye bolca vakit oluyor. bu hafta aklıma gelenin içinden ben de çıkamadım, durun hemen paylaşayım. dr, dolorean’i ver de bi’ tur atalım. nasıl kızlar? kafanız kaybolmaya başladı mı?
Sep 4th
3 notes
tayt-il
bu sene de başkalarının tatil fotoğraflarından kolajlar yaptım, kafamı koydum denizlerine boy verir gibi. suyunuz çok güzel geldi, artık siz de gelsenize? ben artık, karar verdiğim bir sene tatile gidip de denize girebilmekten korkar oldum; “o sene miami’nin sıcağından kaçan köpekbalıkları mı basar türk sahillerini, denizden bulaşan bir mikrop nedeni ile herkesin kulağının zarı mı...
Sep 4th
3 notes
August 2011
4 posts
mikroduygu
“gözlerimin içine bak” dedi ve ekledi: “ilk gülenin bacağını sksinler.” ulan dedim, ne biçim bir kadınlayım; aldırmadım, sıcağından başkasına aldırmıyordum zaten. sıcağımızın olacağını ilk öğrendiğimde kendimi çok çaresiz, ona mecbur hissetmiş, annemin “dolapta hazır var, ısıtır yersin” dediği aklıma geldi. yoksa, vakti geldiğinde beni ısıtıp yiyecek...
Aug 28th
4 notes
derin bekleyiş
bekledim; gelmeyince yarıya kadar doldurduğum küvete girdim, dileklerimi kestim ve yine bekledim. epey bekledim, bir bok olmadı. suyu açıp anıra anıra ağladım duş telefonunun altında; her neyse adı, zaten hiç öğrenemedim. sonra nasıl olduysa yine o telefonu elime alıp şarkı söylerken buldum kendimi. amk, tam gavur olmuştum, bunca şeyin ardından üstüm çıplak ve yalın ayakla çıkmazsam birşeyler...
Aug 16th
son kafayı at da git
öyle yürekten seviyorsan, git tokuş bence. evet tokuş; ben sevgilinin birbirine eğilirken kafadan çarpanını severim. herifin burnunun üstüne kafayı koyduğu gibi sızlatan kadın, bizim kadınımızdır. bu şartlar altında taraf tutmaksızın tokuşma sonrası gülüşmenin varlığını destekler, acısa da acıdı diyemeyen dile kurban olurum. 
Aug 5th
yalnız bey'in göçü
kabak tatlısını sevmek ama bir türlü erişememek, işte bütün meselesi bundan ibaret. olsa şöyle iki tabak, yapacak önünde tüm gün ibadet. bugün de puding var, hadi bununla idare et. ocakta hazır çorba, karıştırmazsan topak olup ağza gelecek, acele et.
Aug 4th
4 notes
July 2011
3 posts
anneciğim
anneme doğum günü kutlama mailim. a benim garip anam; prens william’a “biz onları çağırmadık düğüne, onlar da bizi çağırmadı” diye küsen anam. sen bu maili okurken ben sana “mail nasıl okunur” bunu tarif etmiş, kulağı telefondan ter içinde kalmış bir vaziyette olacağım; hep zoru seçiyorum ben anacığım senin gibi. şimdi yanında olsam, potuk gibi kendimi sana vurup...
Jul 12th
ham-adam
yalnızlığımın farkındalığını, hamamda bir tellağa teslim ettim. yüzüme vururken, daha önce vurduklarından farklı olduğunu bakışlarının sonrasında anladım; bana “ne zamandır keselen miyorsun, parmak gibi çıktı?” dediğinde, “tellakların sikiciliği” efsanesinin olduğu satıra, zihnimin etiketleme sisteminde gerçek manasına gelen “kırık kalp” smileyi koydum. edit:...
Jul 7th
pazar sendromu
pazartesi günü sendroma girmeye nasıl vakit buluyorlar anlamıyorum; ben ancak işleri yetiştirebilip kendimi yatağa atabiliyorum. göz göre göre pazartesinin kucağına oturacağımızı önceden bilmeyi akıllıca buluyorum; pazar’dan oturup kendimi ertesine hazırlıyorum. hafta ile ön sevişmem pazar gününe denk geliyor, cumartesi’ye ancak beraber gelebiliyoruz.
Jul 3rd
June 2011
5 posts
ismin inat hali
kabak tadını verdi. sıcaklar vereceğini verdi; çilekler de olmasa yaz hiç çekilmezdi. balkon biraz eğimli; bir bidon su döktüm, ayaklarım açıkta kalıverdi. yine de serin oluyor biraz, hırkam astığın yerden kayboluverdi.
Jun 18th
bul*aşık
kendimi üzdüm üzdüm; birikmiş bulaşıkları kliplerdeki deli karılar gibi tezgahtan tüm kolumla sıyırıp “ahahahah” diyerek güldüm mü ağladım mı bilmiyorum. çok acaipti oğlum, kadınların duygusallığının sebebi bence bu bulaşıklar. iki gündür şu hareketi yapabilmek için kendime çektirmediğim aşk acısı kalmadı. sıyırıp atmak için bu kadar çile varsa, yıkamak, şefkatle ovmak için neler...
Jun 12th
5 notes
ismin ev hali
çöp kokar, şişeler yer tutar; lakin sana bir yumurta bakar. kopya çekmek gibi olmasın, komşunun kızartması çok hoş kokar. kapıcı kapıya ekmek takar, kızartmanın kokusu beni, hafif acısı komşuyu yakar. zaten yere yatınca bana bir lambalar bakar.
Jun 3rd
tavuk göğsü
didikleme işte o kadar; her şeyi ayıkladığında geriye yalanlar kalır. gerçek ilk eline gelen olur, kapına dayanan. umutları tut hadi, ya da dirseğini yala? elimi uzatıyorsam umutla, bunu tutabilirsin; atma işte o tokadı, el kızartmaca değil bu; oyun hiç değil. oyun olunca yalan oluyor; akşam ezanında tüm oyunlar biter.
Jun 3rd
5 notes
love is a dj, life is a fencing
işte buldum o tabiri; hani yıllardır sorulan “aşk nedir?” sorusuna cevap, kafalara rahat düşürecek bombayı: “aşk adamın/kadının içinde vos vos gezmesidir.” bir de bunun master seviyesi var ki, adamın götünün, içtiği biralar sayesinde ishale çevirip vos vos olmasıdır. öptüm cancişlerim, miğdem bozuk, ben gidiyorum. Bilge Kagan K. 10/B 1348
Jun 2nd
2 notes
May 2011
3 posts
think floyd think
eskiden dinlediğim şarkılardan çok etkilenir, ağlanacaksa ağlar, zıplqnacaksa zıplardım. hatta son dönemlerde, “kamyonlar kavun taşır” dinlerken kendimi kâh kavun gibi kâh as 900 gibi hissederdim. yine böyle sony walkmanimle pink floyd dinleyip kitap okurken, kafam attı. “hey hoca, o çocukları rahat bırak” diye kükredim resmen. adam ne olduğunu anlamadan, “oğlum...
May 20th
yaz tahtaya
yaz bu sene sanki bize “yaz tahtaya, sonra veririm” diyor. subliminal falan yapmaya çalışıyor arada güneş açtırarak. bence yaz bu seneye gelmeden evde bi’ gelmiş de gelmiş. bu ikinci posta.
May 9th
karl marx
o dönem arkadaşlarından biri çıkıp da, “taktın kafaya üretim araçlarını, kes at madem önündekini aga” demiş midir, onu merak ediyorum ben asıl. zira mahallenin tepkisi önemli; önce çevreden başlar.
May 6th
2 notes
April 2011
6 posts
baban gelsin lan
sigarayı bırakmaya karar verdiğim günün gecesi, rüyamda jack nicholson’u gördüm. “ben sigaranın babasıyım, gençlikte olur böyle. affedin birbirinizi.” dedi. önümü ilikleyip, genzimin kuruluğunu gidermek maksatlı yutkunurken, “balgam da yapar böyle bırakırken, çok nalet bir şey, ben bilirim.” diyerek devam etti. o gece ne kadar pişman olduğumu, durumun bir anlık duygu...
Apr 25th
devre arasına taş sıkışmış
yavaş yavaş geceye varıyor gün; bana varacak değil ya, sanki ben de çok hoşum. kapaklanıyorum klozetin ayağına, kapağı havada olsaydı kirlenmeyecekti işte. kusmuk bile kırmızı değil, kıpkırmızı. yahu filmlerde oluyor ya hani, sokup kafayı bekliyorlar, ben onu beceremiyorum. illa aynada kendime bakıp hüzünleneceğim, düştüğüm halin üstüne itin götüne girmeden yatmayacağım. zaten o ağzı...
Apr 25th
kardeşlik sorunsalı
sorunsal demeden ölmemek için yazıyorum bunu, aradan diğer aklıma gelenler de nemalanacak. doğdum olası, benden küçük olan kız kardeşim ve benim için “ters olmuş bunlar, bu kız olacakmış, öbürü erkek.” yorumları gelmiştir. dünyayı biraz daha öğrenip, farklı insanları tanıdıkça, gördüm ki, bize olanlar, yaşananlar sadece zavallı kardeşimle benim başına gelmemiş. bence enişte...
Apr 20th
bokunu eklemek
rusça öğrenirken ilk merak ettiğim şey, kapıyı gâvurun suratına vuruyormuş gibi sert kapattıkları için, “kapıyı yavaş kapatın” oldu. gel zaman git zaman, “bana şu lazım” demeyi öğrendim. bu iki cümleyi bir araya getirip, “kapıyı çarpma, belki sonra lazım olur” dediğimde herkes bunu kapıyı kıracak da, sonra ben lafını edecekmişim gibi anladı. yani ben buradan,...
Apr 13th
varlığım, tüp varlığına armağan olsun
ne mutlu tüpüm var diyene! arkadaş, ben bu kadar pahalı olduğunu bilmiyordum tombulun. doğal vardı aga bizim mahallede. son tüpümüzün boşunu annemin hurdacıya satarken yaşadığı duygulu anlar geldi gözümün önüne şimdi de; zamanı geçen şeylere kıymak zorundaydık. bak lan şu tüp için vicdan yaptım şimdi de; ilkokulda çocuğunu döven çocuğu dövmeye giden annenin, karşılaştığı korkak bakışlar...
Apr 12th
havadar yer
alnım terli, dilim damağım kurumuş uyandığımda aklımın buharlaşıp buharlaşmadığını kontrol etmek için çarpım tablosunun yedilerini baştan sona sayarım. “zaten buharlaşmış olsa burnumdan kan gelirdi” demiyorum çünkü, bizim bir komşu kocası ölünce aklını kaybetmiş, ağzı burnu normal kalmıştı. hiç unutmam, hemen polise gidip “elimde bir gizli dosya var sizi gidi şanslı lanet...
Apr 5th
2 notes
March 2011
8 posts
sabah resimdeki kedi ile ağızdan öpüştük. hayvanlarla dudaktan öpüşme huyum anne tarafıma çekmiş. ıslak burunları ve sokulgan yapıları bu cinse kendimi yakın hissetmemdeki baş etken. fakat bu kedinin erili öyle lanet hayvanki, yanaştığının erkek olduğunu anladığında fırtıp bir kadının peşine düşüyor. bu çakma beşiktaşlı da sabah aynısını yaptı, kadın “senin benn..” dediği gibi ayağıyla...
Mar 26th
trafik mi tırafik mi?
herkesin trafiği kendine arkadaş. ben bu konu açılınca uzaklara dalıp, hesap yapıyormuş gibi dudağımı oynatıyorum.  geçen gün bir istanbul’lu, bir izmir’li, bir de ben oturuyoruz, konu trafiğe geldi. istanbul’lu durur mu, açıldı: “bizim orada (bizim orası dediği 15 milyonun ortak paylaşım alanı) olsan 100 metre anca gittiydin bu kadar zamanda.” dedi. bu...
Mar 24th
paris'in bayırları
paris’te geziyorum, gözlerim kapalı. parfüm kokusu, ucuz kanyak kokusu, oje kokusu, kaju kokusu.. iki türk’ün kendi arasında konuştuğunu, uzun ve esmer olanın diğerine “şuna soralım olm, bulamayacağız bence” dediğini duyuyorum. “şu” dedikleri benmişim: ingilizce olarak “buranın tarihi telefon kulubelerini nerede bulabilirik?” arkamızda eiffel kulesi,...
Mar 6th
fak dı sistem, hanimiş benim küçük eniştem?
arkadaş, ezik çocukluğu ben bilirim. balıkçı kenan vardı beylikdüzü’nde. bir gün dev bir köpek balığı tutmuş, pikapa atmış gelmiş bizim okulun bahçesine. biz de tam coğrafya sınavındayız. öğretmen “kağıtları ters çevirip cama gelin, bir şey göstereceğim” dedi. bir heves koştuk camlara. “ananı skim, o ne lan” diyivermişim. yine benim gibi kağan olan kankam,...
Mar 4th
doğum günüm
bugün benim doğum günüm. ama eşek kadar adam oldum, kutlamanın falan ne gereği var? ne gereği var bundan önce yaşadığım güzel, dalgalı, dumanlı, sağlıklı, mutlu, neşeli ve komik, çok komik yaws, %100 çalışan, içim parçalandı :((((88, iki kardeşim oldulu, seneye görüşürüz, başarılı, emeğe saygılı,  okumadan geçmemeli, hastalıklı, mutlu bir evlilikli, çocukluğu yaşamalı, komşudan bir fincan şeker...
Mar 3rd
9 notes
sinemama
uzun zamandır sinemaya gidemiyorum. en iyi yönetmeni sorsalar “axxo” derim; o olmazsa kesin “toxic-inc” biladerlerdir.  türkiye’de iken, filmleri evde divx’i izlenecekler ve sinemada izlenecekler diye ayırma lüksüm vardı. şimdi tek lüksüm dvd’den ripleyen adamı seçmek.
Mar 2nd
3 notes
Listenkalbim lisede kaldı. dikkat ettim, ne vakit şu...
Mar 1st
3 notes
empatik erkeğimdir
hayatta nerede ezilmiş, nerede belasına sıçılacak, nerede kazıklanacak adam var, ya arkasında dururum ya da yerine kendimi koyarım. empati yeteneğimi ben çocukken fark eden annem, kötü insanlarda kullanmam için beni eğitmiş, öğütlemiş ve evleri ayırmadan “normalmiş gibi yap, yoksa çevrendekileri incitirsin.” demişti. sokağa, daha doğrusu, benim deyimimle “ava” çıktığımda...
Mar 1st
2 notes
February 2011
10 posts
poşet çay
poşet çayla o kadar yaşanmışlığım var ki, bir gün “bitti lan, çıkarmıyoruz artık poşet moşet” dese lipton, belediyenin suyu komple kestiği gibi çaresiz kalırım. yazarken düşünüyorum, bir hatıra resmimiz bile yok. şu an kendi kurduğum senaryoya uyarak, çeyrekleri, markları-dolarları bozdurup lipton’dan hisse almaya gidiyorum. lipton ayaktaysa, ben de ayaktayım.
Feb 26th
ben böylesini koparır atarım
büyük bir yazar olmak için uğraştığım kadar ssk’lı işimle uğraşsaydım şimdiye müdür olurdum; ola ola hayal müdürü olmak karın doyurmuyormuş.  içimden gelen şaşalı cümleleri kağıda dökmek, viskimden yudumlayıp daktiloma “yazamıyorum mınakoyim, zorla mı lan? ben zaten beş para etmezin tekiyim. adaletini, züriyetini sikeyim dünya” diye bağırmak, bağırmak istedim. çok mu...
Feb 25th
mastar hali gaymak
dönemlik/heves edip gay olmayın arkadaşlarım. biri bana “topun torunu” dese sebebim olur. bak hemen ileri görüşlülüğü, sığlığı karıştırma! ya sapına kadar ol, ya da yanından bile geçme demeye getiriyorum. kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla misali, kapiş?
Feb 23rd
turkish "red john" aka "kırmızı can"
2 sezon the mentalist’i 1 günde izleyen üniversite öğrencisi bilge k. (26), aynı günün gecesinde çok seri cinayetler işlemiş, kurbanlarının kanıyla duvara “sebebimsin” yazarak tüm kasabalıların kanını dondurmuştu. ertesi gün haberleri televizyonda gören bilge k.’nın ilkokul öğretmeni hasan hüseyin c.’nin “onu el yazısından tanıdım; g’leri böyle...
Feb 19th
6 notes
orta boy
cuma namazına giden genç grafiker, starbucks’ta olması gereken saatte cami’de görülmesini açıklayamadığından kovuldu. şirket sahibi prensibim de prensibim diyor; adam kilitlendi. arada bir açılan şirket sahibi, “ayrılıklar hiç olmasa” diyor, tekrar bilincini yitiriyor. olanları şaşkınlıkla karşılayan ajans çalışanları “macbook’lar olmasa çekilecek çile değil....
Feb 18th
hayvan haklarım ona göre
eve alıştırdığınız kedinizi sokağa bırakmayın; bu romanları “hadi oğlum yürüyün lan, bak roma sizin, orayı sahiplenin” diyip, sırtını sıvazlayarak göndermeye benzer. alıştığı yerden ve aileden ayrılan ev hayvanların psikolojileri bir daha düzelmemek üzere bozulmakta. hayvanını sokağa salan, yazlığa gidince orada bırakan, “taşınıyorum öyleyse kalsın” diyen bizden değildir.
Feb 17th
uçan 3+1 daire
vücudumu ileri ileri iterek uçabildiğimi gördüğüm rüyalardan uyandığımda üzgün oluyor, yataktan inerken şunu bir deneyeyim diyorum; ama sonuç hüsran. uçmayı istediğimden değil, bulduğum bu süpersonik tekniği dünyaya yaymak istediğimden. bu dünyada da deniyorum rüya dünyasından geleni. siz sanıyor musunuz ki ufolar atölyeden, kaynakçı uzaylıların ellerinden çıkıp geliyor? hepsi böyle gibi bir...
Feb 15th